muhteşem bir gözlem. Parkta otururken 12-13 yaşlarında 5-6 erkek geldi parka, neşeli bir sohbetle çimlere çıktılar ve ellerindeki poşetleri yan taraftaki bankın üzerine bıraktılar. Poşetlerden birinde meşrubat, çips, bisküvi türünden abur-cubur vardı, diğerinden de erkeklerden biri kavun çıkardı. Kavunu görünce şaşkınlığımı saklayamadım tabii. Yüzümde tebessüm belirdi. Yaşamış olduğum yüzyılda kendi rızasıyla sağlıklı bir besin yiyecek gençleri izliyordum. Biri bıçağı alıp kavunu kesmeye başladı. Önce ikiye böldü, sonra aralarında dağıtmak için diğer parçalara ayırmaya başladı. O sırada sorduğu ilk soru takıldı aklıma. 'Bu kimin olsun?' dedi. Beş-altı kişilerdi ve o kadar güzel bir soruydu ki, gözlerim doldu. Yine abartmışım tabii. Ama bu duygusallıktan değil, sorunun dokunduğu hassasiyet telinin etkisindendir. Orada kendisini ekip lideri yapıp kestikçe kendi kararıyla sıralama yaparak kavunu dağıtabilirdi. Sormasına bile gerek yoktu aslında. Ama soruyu sorunca diğerleri 'ben' diye cevap veren çocuğu kafalarıyla işaret ettiler. O da önce ilk kestiği parçayı o çocuğa verdi. Devamı aktı gitti. Düşünsene... Canlandır bu manzarayı kafanda lütfen. 'Bu kimin olsun?' Bu soru bu dünyaya o kadar güzel renkler katabilirdi ki, yetişkinlerin aklına gelseydi. Devamını düşünmeye tembellik ediyorum. Aklıma başka bir şey geldi şimdi. Ayrıca, beni aşırı altruizmle suçlamadan önce konuyu kapatmam lazım. Sonra yine sana aşırı güzellik sevgimi anlatmak için parantezler açmak zorunda kalacağımdan korkuyorum. Sen de bir güzelliksin ve parantezler açılınca seni bırakmam gerekecek. Biliyorsun. Şu yaşamı çözmeye çalışırken başaracağını zannedip derinlere inerken sen, kendini yaşam için açık kitap haline getiriyorsun. Yani o senin niyetini çoktan çözmüş gibi belirli bir aşamaya kadar seni izliyor ve sonra pufff… Ve sen gizemin formülüne ulaşamadan ortadan kayboluyorsun. Başından beri önündeki yollardan birini tercih edip ilerlemişsin ama aynı anda hepsinde yürüme imkanın olsaydı sonuç yine
değişmeyecekti sanki. Zihninde gerçeğe ulaşmayı engelleyen bir şalter olduğunu düşün. Yada bir saatli bomba. Gittiğin tüm yollarda kırmızı mı yeşil mi derken illa ki engellenmen istendiği yerde yanlış teli kesmiş oluyorsun. Onu da sana yaptırmış oluyor yaşam. Diyorum ya, önünde büyüdükçe açık hedef haline geliyorsun. Daha açık olayım Oliver. Biz burada doğayı izlerken ve ondan keyif alırken, onun da bizi izlediğini hissettin mi hiç? Ben öyle hissediyorum. Sanırım bahçemdeki güllerin hala çiçek açıyor olması benim bu enseme yapışan korkuma borçlu. Kalbimin güzelliği derler buna kafasını hiç yerden kaldıramayanlar. Nasıl bu kadar saf ve korkunç olabiliyorlar? Bence çocuklar hariç, yetişkinlerin masumiyeti bilgi içermeli.Sen ondan bir gün çalmak istediğinde, o senden tüm hayatını çalmış gibi hissettiğin anın düşüncesi seyiriyor beyninde. Tabii ben öyle bir değiş tokuş yapmadım hayatla. Demek ki, o kadar da zihinsel olarak gelişmiş sayılmam. O da tembelliktendir. Tembelliğin sebebi de odur desem abartılı bir şekilde konuyu saptırmış olurum, değil mi dostum?

