November 30, 2025

Merhaba Oliver!

Ben ne düşündüğümü bütün hücrelerimle hissediyorum, Oliver. Bu, 1-2 tane karınca tarafından gıdıklanmak gibi değil, yüzlerce, hatta binlerce karıncanın saldırısını hiç birine zarar vermeden yatıştırmak gibi zor bir meydan okuyuştur. Yenilmediğimi zannediyorum oysa, hiç birine zarar vermemek için kendi kendime neler yapmışım kim bilir. Ben bile acısını hissetmiyorum. Normalin sınırını epey aşan bir şeyler döndüğünün farkında olsam bile, hiç savaş görmeyen asker gibi tüm komutlara uyarak yaşamaya devam ediyorum. Oysa az önce yendiğim koca bir ordunun askerleri karıncalardır diye kimse ciddiye almaz bu savaşı ve konuşmam susmam kadar değerli olmaz benim için. Benim sorunum da bu, haklıydın Oliver! Acı eşiğim yüksek! Sınırını aştığımı hissetmiyorum, sünger gibi sadece  sıvısını emmeği değil, aynı zamanda kullanıldığı alanı temizlemeği de görev edinmişim. Onlara huzur, bana onlardan üzerime yapışıp kalan pislikler… Yada anlamlandıramadığım dürtülerinin sonuçları. Dur bir dakika… Neden beni durdurmuyorsun?

İşte bu yüzden herşeyi sana fısıldıyorum.  

Bir tarikat lideri, bir siyasi parti başkanı, bir akımın önderi gibi çeşitli sıfatlarla tribünlere çıkıp haykırabilirdim. Fakat ben kalıba girmeyi asla kabullenemiyorum. Onların ise kaderi belli, önünde sonunda bir kalıba sıkışıp kalıp onun dışına çıkamıyorlar. Dünya kadar kelime bilsinler, yine de aşacakları çizgiyi önceden belirleyip ona göre aksiyon alıyorlar. Seçim yapmak zorunda kalıyorlar. Aslında böyle anlatınca da onlarla karşılaştırma sonucu ben biraz asalak gibi durdum. Değilim. Bu bana ikince kez açtırdığın parantez. Evet, biliyorum sen sadece susuyorsun. Yapma! 

Bazen konuş benimle. Uzun zaman oldu. Çok uzun zaman oldu… Karıncalardan sonra iyi olduğumu saklamak için yaralar üretiyorum yoksa…

Korkularla doldum. Tahmin ettiğim şeyler değil, tekrarlarlar diye korktuğum şeyler. Altıncı hissim falan yok benim. Duygusal körlüklerine aşinalığımdandır tüm tahminlerim. Her yanlış adımdan sonra tükenmemeleri için kendi duygularımdan uzattığım dallardır. Kredi değil, bedava. Benden gitsin, ama yeter ki, bu kadar mutsuz olmasınlar. Mutsuzluğu sevmiyorum ben ya. Hem de hiç sevmiyorum. Mutluluğa da inanacak kadar saflığım kalmadı. Ama bir beklenmedik çikolatayla herkesi mutlu edecek bir şücaette bulunabilirim. O kadar mutlu olabiliyorum yani. 

Herkes sahip olma içgüdüsünü geliştirdi. Arabadan tutmuş çıngıl taşına kadar herkes nesne sahibi olmak istiyor. Acaba maneviyat için çabalayanların çektiği eziyet zor mu geldi? Oysa hepsi derde düşer. Dert gelir hepsini eteğinden yakalar. Omuzlarının kaldıracağı yüklerden şikayet eder, kaldıramadığı yükü taşımaktan vaz geçerler. İhale ya pir evlatlara kalır, yada taşıyamayanlar hayattan göçerler. Onun da acısı kalırsa… Olay dönüp dolaşıp ruhun tuzağına düşüyor… Adam cinayetten içeri girse, çıkınca omzunu ağır sözlerle yüklü türküye yaslıyor. Bir arınmışlık, bir arınmışlık... Aklın şaşar...

Ben yapamıyorum.

Arındıkça derine çekiyor, derinleştikçe soğuyorum. Soğuk da beni öldürüyor. Ölünce de benden bir cacık olmuyor... Geriye kalan herşeyim senin hafızanda birikiyor.